Dudi’den öğreneceklerimiz var

Dudi, koltuğun tepesinde baş ucumda, ben sıcak su torbamla koltukta hasta yatarken, durup birden Dudi’ye olan sevgimin bana öğrettiklerini düşünmeye başladım. Hayvan sevgisini insanlara olan sevgiden ayrı değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Ama Dudi, artık 6 aylık olduğu için tabiyatıyla yüksek yerlere sıçrama becerisini kazandı. Dolayısıyla bugün de yaptığı gibi mutfak tezgahına da zıplama yaramazlığını da yapıyor. Kedili evler sanırım zaten bu kaçınılmaz davranışı doğal karşılıyorlar. Fakat bizim adı gibi deli olan önceki kedimiz Loco mutfağından kapısından bakıp hiç içeri girmemeyi öğrenmişti. Ama bu bir istisna kediler istediklerini yapan karakterdedirler. 

Bizim Dudi’miz de doğasının gerektirdiği gibi yapabilme yetisini kazandığı günden beri önce koltuğa çıkabilmeye başladı, masaya, en son mutfak tezgahına, pencerenin kenarına derken  zor yakaladım aşağı bakarken, kalbim dört nala koşmuş gibiydi. Ayakkabılar arkadaş severmişcesine sevgiyle ve yakınlıkla yer alıyor Dudi’nin hayatında. Ayakkabı dolabında o da bir ayakkabıymışçasına yerini alıyor. Bağcıklar, sarkan her ip, sarkan her püskül oyuncak. Kablolar dişlemelik şeyler. Kulaklığımın, elektronik aletlerimin kablolarını diş izleri bırakarak koparmış. Artık saklamaya çalışıyoruz. Bunlar dışında çok uslu. Dünyanın en tatlı kedisi. En tatlı ve masum isteğini yerim onun; ödül mamasının ambalajını ısırmış ısırmış, full diş izlerini bırakarak açmaya çalışmış, ama çabalarına rağmen sonuca ulaşıp yiyememiş. Ya gel de gülme, gel de yeme bu bebişi… Dayanamamış, çok yemek istemiş ödülü. Görünce verdim grr-layarak mutlu mutlu yedi tabii. Sadede geliyorum. Ben nasıl kızayım bu kediye? Nasıl? Doğasında var tırmanmak, akrobat olmak, her şeyi merak etmek, sallanan her şeyi potansiyel oyuncak sanmak, kuşları görünce heyecandan sesler çıkarmak dışarı çıkmak istemek, ne yediğimi merak etmek, koklamak istemek… Ben, o bunları yaparken insanlara ters bir şey yaptığının farkında bile olmadığı bir şey için nasıl kızayım? Hayır diye kızarsam, istemediğim şeyleri öğrenir tabi elbette ama o bir kedi. Ben insanım. Bunu unutmamalı. 

Ve herkes için geçerli; yanlış yaptığını bilemiyorsa ona kızarken biraz daha düşünmeli. 

Sevdiğimiz insanlara da bazen sevdiğimiz için daha çok kızıyoruz; önemsiyoruz çünkü. Ama hataya, istenmeyen davranışlara kızmamayı, anlamayı denemeliyiz. İşte Dudi’mi anlıyorum. 

Kucağımda durmak istemediğinde, bırakıyorum. Asla zorla sevmiyorum, yani zorla kucağımda tutsak etmiyorum. Onu bir kedi gibi değil, hassas bir insan gibi seviyorum aslında.  

Özgürlüğünü kısıtlamaya hakkım olduğunu düşünmüyorum. Ne zaman isterse yanıma gelir, ne zaman isterse gider, sever, sevdirir… 

Kedim benim çağrışımlarla ilişkileri sorgulamama neden olmuyor değil. Lakin, dostlar, kediniz olsun, yorucu ilişkiler olmasa da olur. 

Sezen Aksu’nun dediği gibi

“Bir kedim bile yok anlıyor musun?” demeyin

Bir kedi arkadaş edinin. Ve ona çok iyi bakın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir